İçeriğe geç
Malatya Gazetesi

Gündelik hayatı keşfet, burçlara kendi gözünle bak

Psikoloji 4 dk okuma Nehir Soydan Güncellendi:

Yeni bir şehre taşındıktan sonra uyum süreci

Taşınma eşyalar yerleştiğinde bitmez. Yeni bir şehirde aidiyet duygusunun nasıl kurulduğunu ve sürecin evrelerini ele alıyoruz.

Yeni bir şehre taşınmak, çoğunlukla lojistik bir mesele gibi planlanır. Ev bulunur, eşya taşınır, adres değişikliği yapılır, en yakın market öğrenilir. Bu işler bittiğinde taşınmanın tamamlandığı sanılır. Oysa asıl uyum süreci tam da orada başlar ve genellikle beklenenden çok daha uzun sürer.

Yeni bir yerde insanın en çok zorlandığı şey, gündelik hayatın otomatikliğini kaybetmesidir. Eski şehrinizde hangi otobüsün nereye gittiğini düşünmezdiniz, ekmeği hangi fırından alacağınızı bilirdiniz, hastalandığınızda hangi eczaneye gideceğiniz belliydi. Bu bilgiler zihinde yer kaplamıyordu çünkü otomatikleşmişti. Yeni şehirde her biri yeniden karar konusu haline gelir. Gün sonunda hissedilen o açıklanamaz yorgunluk, çoğunlukla bundandır.

Aidiyet bilgiyle başlar

Bir yere ait hissetmenin ilk basamağı, orayı tanımaktır. Bu yüzden yeni şehirde geçirilen ilk haftalarda bilinçli bir keşif çabası oldukça işe yarar. Aynı yoldan gitmek yerine farklı sokaklardan yürümek, semtin sınırlarını fiziksel olarak öğrenmek, yakındaki parkı, pazarı, kütüphaneyi görmek. Harita uygulaması bu tanışıklığı sağlamaz; yön duygusu ancak adımla oluşur.

Bunun bir de duygusal karşılığı var. Tanıdık mekânlar biriktikçe şehir soyut bir yerleşim yeri olmaktan çıkıp kişisel bir coğrafyaya dönüşür. Bir kere oturduğunuz bank, bir kere uğradığınız kitapçı, sabah geçtiğiniz köşe. Bu küçük temas noktaları, "burada yaşıyorum" hissinin altyapısını kurar.

Tekrarın gücü

Yeni bir yerde ilişki kurmanın en verimli yolu, yeni insanlarla tanışmaya çalışmak değil, aynı insanlarla tekrar karşılaşacağınız ortamlara girmektir. Aynı saatte gidilen bir spor salonu, haftalık bir kurs, düzenli bir gönüllülük işi, semtteki küçük bir esnaf. Tanışıklık tek bir uzun sohbetle değil, kısa ama tekrarlanan temaslarla derinleşir. Üçüncü karşılaşmada selamlaşma başlar, beşincide sohbet, onuncuda gerçek bir tanıdıklık.

Bu yüzden taşındıktan sonra sabırsızlanmak yerine, tekrar üretecek en az iki üç düzenli faaliyet seçmek daha akıllıcadır. Bunlar sosyal olmak zorunda bile değildir; düzenli bir yürüyüş güzergâhı bile zamanla tanıdık yüzler üretir.

Eski hayatı taşımak, ama tümüyle değil

Yeni şehirde eski hayattan bazı şeyleri sürdürmek dengeleyicidir. Aynı sabah rutini, aynı hafta sonu alışkanlığı, aynı yemekler. Her şeyin aynı anda değiştiği bir durumda insan tutunacak dal bulamaz; taşınan alışkanlıklar bu dalı sağlar. Aynı zamanda geride kalan yakınlarla düzenli iletişim kurmak, kopmuşluk hissini hafifletir.

Ama bu bağların yeni hayata engel olmaya başladığı bir eşik vardır. Her hafta sonu eski şehre dönmek, bütün akşamları eski arkadaşlarla telefonda geçirmek, yeni yerde kök salmayı geciktirir. Bir yere ait olmak, orada geçirilen boş zamanla ilgilidir; boş zamanın tamamı başka bir yere aitse, yeni şehir yalnızca çalışılan bir mekân olarak kalır.

Zamana tanınan pay

Uyum süreci genellikle dalgalı ilerler. İlk haftalarda her şey heyecan vericidir; yeni sokaklar, yeni tatlar, yeni bir başlangıç. Sonra bir düşüş gelir: heyecan yerini yorgunluğa ve özleme bırakır. Bu düşüş süreç boyunca en çok yanlış yorumlanan aşamadır; insanlar bunu yanlış karar verdiklerinin kanıtı sanır. Oysa bu, uyumun normal bir evresidir ve genellikle üçüncü ile altıncı ay arasında yaşanır.

Buradan çıkış, sabırla ve küçük bağlarla olur. Bir yeri sevmek bir anda gelmez; genellikle bir yerdeki insanları sevmekle başlar. Şehre değil, şehirdeki birkaç kişiye ve birkaç mekâna bağlanılır; şehir sevgisi bunların toplamıdır.

Kendine karşı yumuşak olmak

Yeni bir yerde ilk aylarda daha az verimli, daha çabuk yorulan, daha içine kapanık olmak beklenen bir durumdur. Zihin arka planda büyük bir uyum işi yapmaktadır ve bu iş enerji tüketir. Bu dönemde kendinden eski performansı beklemek gereksiz bir baskı yaratır.

Taşınmak yalnızca yer değiştirmek değil, gündelik hayatı sıfırdan kurmaktır. Bu, altı ay ile bir yıl arasında süren bir iştir ve sonunda yeni şehrin sokakları da bir gün düşünmeden yürünen sokaklara dönüşür.

Uyumun görünmeyen tarafı

Yeni bir şehirde geçen ilk yılın en büyük kazanımı çoğu zaman fark edilmez: kişinin kendini yeniden kurma imkânı. Eski çevrede insanın nasıl biri olduğu çoktan belirlenmiştir; herkes onu bir kalıpla tanır. Yeni bir yerde bu kalıp yoktur. Denemek istediğiniz bir alışkanlığı, girmediğiniz bir sosyal ortamı, ertelediğiniz bir uğraşı başlatmak için bundan daha uygun bir dönem bulunmaz. Taşınmanın zorluğuyla birlikte gelen bu açıklık, sürecin en değerli ama en az konuşulan yanıdır.

Psikoloji kategorisinden