Psikoloji 3 dk okuma Emre Yalın
Mükemmeliyetçilik Bir Erdem mi, Yoksa Görünmez Bir Fren mi?
Yüksek standart ile mükemmeliyetçilik aynı şey değil. Aradaki farkı görmek, işi bitirme becerinizi değiştiriyor.
Mükemmeliyetçilik, iş görüşmelerinde gururla söylenen o klasik cümledir: "En büyük kusurum fazla mükemmeliyetçi olmam." Kulağa neredeyse bir övgü gibi gelir. Oysa psikolojide mükemmeliyetçilik, yüksek standartlarla aynı şey değildir ve çoğu zaman verimliliği artırmaz, tam tersine felç eder. Yüksek standartlı kişi işi iyi yapmak ister; mükemmeliyetçi kişi ise hata yapmaktan korkar. Aradaki fark, sonuçları tamamen değiştirir.
Bu ayrımı en net gösteren şey, işin bittikten sonraki halidir. Yüksek standartlı biri tamamladığı işten tatmin olur, eksikleri not eder ve devam eder. Mükemmeliyetçi ise tamamladığı işte hep bir kusur bulur; övgü aldığında bile "beni tam tanımıyorlar" diye düşünür. Başarı, huzur üretmez, sadece çıtayı yükseltir.
Neden bu kadar yorucu
Mükemmeliyetçiliğin merkezinde genellikle koşullu bir öz değer anlayışı vardır: "İyi iş çıkarırsam değerliyim." Bu denklemde değer sabit değil, performansa bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla her görev, sıradan bir iş olmaktan çıkıp kimlik testine dönüşür. Küçük bir hata bile orantısız biçimde büyük hissedilir, çünkü tehdit ettiği şey iş değil benlik algısıdır.
Bu yüzden mükemmeliyetçiler sık sık iki uç arasında salınır. Ya aşırı çalışırlar ve tükenirler, ya da işe hiç başlamayıp ertelerler. İkisi de aynı korkunun farklı yüzleridir. Başlamamak, kötü bir sonuçla yüzleşmemenin en güvenli yoludur.
Yeterince iyiyi kabul etmek
Bu döngüden çıkmanın en pratik yolu, her işe başlamadan önce "bu iş için yeterince iyi ne demek" sorusuna cevap vermektir. Bir iç yazışma için yeterince iyi, anlaşılır ve hatasız olmaktır; edebi bir zarafet gerekmez. Bir sunumun taslağı için yeterince iyi, ana fikirlerin sırasının belli olmasıdır; yazı tipi seçimi bekleyebilir.
Bu eşiği baştan belirlemek, işin ne zaman biteceğini de belirler. Aksi halde iş kendi kendine genişler ve sınırsız bir cila sürecine dönüşür. Zamanın büyük bölümü, kimsenin fark etmeyeceği son yüzde beşe harcanır.
Hata payını yönetilebilir kılmak
Mükemmeliyetçiliği azaltmanın etkili bir yolu, küçük ve zararsız hatalara bilerek izin vermektir. Bir mesajı üç kez okumadan göndermek, bir yemeği tarife birebir uymadan yapmak, bir sunumda küçük bir aksaklık olduğunda düzeltmeden devam etmek gibi denemeler kulağa önemsiz gelir ama önemli bir şey öğretir: hata yapıldığında dünya çökmüyor.
Bu deneyimler zamanla sinir sisteminin tehdit algısını düşürür. Korku, kaçınmayla değil, kontrollü temasla küçülür. Kaçındığınız her şey, kafanızda olduğundan daha büyük durmaya devam eder.
İç sesin tonunu değiştirmek
Mükemmeliyetçi insanların iç konuşması genellikle acımasızdır. Kendilerine, hiçbir arkadaşlarına söylemeyecekleri cümleleri rahatlıkla söylerler. Oysa sert iç eleştiri performansı artırmaz; kaygıyı artırır, kaygı da dikkati böler ve hata olasılığını yükseltir.
Burada işe yarayan soru şudur: "Aynı durumda olan bir arkadaşıma ne derdim?" Cevap neredeyse her zaman daha ölçülü, daha gerçekçi ve daha yapıcıdır. O cümleyi kendinize söylemek, kendini kandırmak değil; çifte standardı ortadan kaldırmaktır.
Bitirmeyi öğrenmek
Mükemmeliyetçilerin en çok zorlandığı aşama başlangıç değil, bitiştir. İş neredeyse tamamlanmıştır ama bir türlü teslim edilmez, çünkü hep bir şey daha yapılabilir. Bu noktada işe yarayan yöntem, işe bir süre sınırı koymaktır. Zaman dolduğunda iş, bulunduğu haliyle biter.
Başlangıçta bu çok rahatsız edici gelir. Ama birkaç denemeden sonra fark edilen şey şudur: son yarım saatte yapılan rötuşları genellikle kimse fark etmez, buna karşılık teslimin gecikmesini herkes fark eder. Ayrıca geri bildirim almadan yapılan cila çoğu zaman yanlış yere harcanır. İşi bitirip görüş almak, tek başına mükemmelleştirmeye çalışmaktan hem daha hızlı hem de daha isabetli bir yoldur.
Mükemmeliyetçilikten kurtulmak, özensizleşmek anlamına gelmez. Aksine, enerjinin gerçekten fark yaratan yerlere ayrılması anlamına gelir. Her işi aynı titizlikle yapmaya çalışan kişi, hiçbir işe yeterince derinleşemez. Nerede mükemmele yakın olmanın değerli olduğunu, nerede yeterince iyinin fazlasıyla kâfi geldiğini ayırt edebilmek, aslında olgunlaşmış bir ustalık göstergesidir.